Dil üzerine düşünüyorum kaç zamandır. Artık kaç dilli dünyamız bilmiyorum. Emin değilim; en son okuduğum rakamlar beş bin dolayındaydı. Her gün yeni bir dil sönüyor.

Herkes aynı dili konuşsa ne konuşmazsa ne? Bu, dile ne katacak.

Herkesi aynı dili konuşmaya zorlamak neyin karşılığı?

Peki, daha çok dil konuşulsa ne fark eder?

Gündüz Vassaf’ın bu sabahki yazısında “tek saf olduk diyor” ve akabinde kelimelerinden kahrını okuyorum. Çok değil yirmi beş yıl öncesine kadar bile bu topraklar üzerinde yirminin üzerinde dil yaşardı. Hala vardır kâğıt üzerinde belki, ama hangisi artık gündelik hayatta kullanılıyor.

Dili herkesçe konuşulur kılma çabası herkeste farklı bir iz bıraktı. Bende dilsizlik. Artık düzgün bir ifade bulamıyorum, anlatımlarımda.

Hatırlıyorum, ilkokuldan sonra ilk adam akıllı Türkçe cümle kurmaya başlamıştım. İlkokul, orta ve lise devamında üniversitedeki Türkçe konuşma çabalarım bugün de devam ediyor. Ve süreç bitmiyor, sürüyor.

Olay bu kadar değil tabiî ki asıl olan yaşadıklarımızdı. Burada yaşadıklarımı tek tek yazmayacağım sadece bunun bellekte nasıl yer ettiğine dair tek bir örnek vereceğim. İlkokul öğretmenlerimden ismini şimdi hatırlayamadığım ama yediğim dayakları unutmadığım bekli de tek hocamdı. Haylazlıklarımdan kaynaklı yediğim dayakları atan tüm hocalarımı affettim ama o hocamızı unutmadım, ismini hatırlamazsam da.

Yasalarca başka dillerin konuşulmasının yasaklandığı bu “cennet” vatanımızda, tabi ki yılmaz savunucuları da olacak. Türkçe Konuşturma kolları kurup çocuk yaşta insanlara hizipçilik aşılandı, idealist öğretmenlerce. O yıllarda o listelerde adı olmayan yoktur çağdaşlarımdan. Elleri dert görmesin sayesinde çok güzel konuşuyorum.

Sonra bizim oralarda kusursuz bir şekilde resmi olmayan diller konuşulurdu, seksenlerde. Sonra aradan yıllar geçti. Şimdi o kusursuzluk yok oldu gidiyor. Bitmesin diye çırpınanlar var. Ama çepeçevre sarılmış bir dili kim kurtara bilir. Nesli tükenen kuşları gözetim altına alıp özel üreme çiftliklerinde üremeleri sağlanarak nesil kurtarılabiliyor. Ama bir dili böyle kurtarmak mümkün olmuyor. Dilde bir canlı ama bir çiftlikte kurtarılabilecek gibi değil.

Annem artık tek bir dil bilmiyor. Bir dil de bilmiyor. Sadece ne olduğu bilmediğimiz bir dil kullanıyor. Kürtçe ve diğer dil karışımları da denilebilir bu konuşulanlara.

Coğrafyamız iyiden iyiye kuruyor. Diller yok olup gidiyor ve Türkçe de bundan payına üşeni alacak.

Yolda yürürken sokağı dinliyorum ve de izliyorum.   Bu konuşulan hangi dil ya da bir dil tanımı yapılabilir mi bu konuşulana.

Bu coğrafyanın bir üyesi olarak, var olan zenginliğin her geçen gün çorak bir çöle doğru yol alması ve yürütülen soyo-kültürel politikaların da bunu tetikliyor olması canımı acıtıyor.

Derhal bu dilsel yok oluşa çareler üretilmedikçe, var olan değerler korunup zenginleştirilmedikçe, AB’ye koşan bir Anadolu’ya bunların ayak bağı olması içten bile değil. Zati üretilecek olan politikalar AB için değil, kendi zenginliğimiz ve kendi geleceğimiz içindir.

Gelecek sosyo-kültürel zenginliklerdedir. Son olarak unutulmamalıdır ki her dil ayrı bir canlıdır ve bu canlılar nefes aldıkları sürece yaşarlar. Şimdi lütfen herkes biraz açılsın ki dil bir nefes alsın.

Hakan TUNÇ

18.06.06

Bir İstanbul ikindisinde

Bu yazının her türlü hakkı yazarı Hakan Tunç’a aittir, izinsiz kopyalanması ve başka yerlerde yayınlanması yasaktır, izinsiz kullananlar hakkında yasal işlem başlatılacaktır.