Bir hazır paket bekleme kültürü var Türkiye’de. Her şeyden önce şunu bilmek gerekir Kürt açılımı bir paket değil… Ülkede Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi yönünde bir talep var. Bu sorun sadece bir asayiş sorunu değil. Daha genel anlamda politik bir sorun. Bu fikir toplumda da yaygınlaşmaya başladı.

Bugün bu sorun bu denli tartışılabiliniyorsa bunda toplumsal talebin rolü büyüktür. Birincisi zamanın ruhu çözümü gerektiriyor. Türkiye toplumu daha açık bir toplum olma yolunda ilerliyor. Kürtler ile Türkler yeniden buluşuyor. Bu süreçte Türkler ve Kürtler arasında hem reaksiyon hem de barışma sürecinin olacağını düşünüyorum. Toplumsal talep, bu alandaki istenç siyasi adımlara da meşruiyet getiriyor.

Bu bir devlet politikası, geri dönüş olmaz

Bu süreçten geriye dönüş siyaseten artık dönülmez. Hükümet açısından bir geriye dönüş olabilir. Ama siyaseten bir geri dönüş söz konusu değil. Çünkü burada sadece bir hükümet iradesi yok. Bir devlet politikası söz konusu… Erdoğan’ın ağzına lafları toplum koyuyor, dünya koyuyor, dünyanın geldiği düzey koyuyor. Dolayısı ile devlet politikasının geriye işleyeceğini düşünmüyorum. Bu ancak Türkiye’de çeşitli grupların ciddi bir kaos yaratmaları ile olabilir.

Asker de çözüm istiyor

Askerin süreci tıkayan, engelleyen bir pozisyon içinde olmadığını görüyorum. Direnmiyorlar değişime karşı. Ordudaki tüm subayların çözüm istediğini söylemek güç, ancak karargâh artık sorunun çözülmesini istiyor. Çünkü asker, sorun devam ettikçe ordunun imajının da zedelendiğini görüyor. Hatta askerin çözümün ilerlemesi konusunda bir istenci var.

DTP ve PKK pozisyonunu değiştirmeli

DTP-PKK çizgisi şunu düşünüyor: Türkiye bu noktaya geldiyse bizim mücadelemiz sonrası oldu. Bizim mücadelemiz olmasaydı bu adımla atılmazdı. Dolayısıyla sürekli çıtayı yükseltme çabası var. Yine DTP-PKK çizgisinin bir muhatap alınma isteği var. Bu Öcalan olur, Kandil olur, DTP olur… Bizi muhatap alın çağrısı sürekli bir şekilde gündemde. Yine bir başka sıkıntılı yön de Kürt varlığının Anayasal güvence altına alınması talebi… Bu yaklaşım bana göre sürecin gelişimini tıkıyor, yavaşlatıyor. Dünyanın hiçbir yerinde bir devlet savaş olmadığı sürece kendi egemenliği altında başka bir gücü otorite olarak kabul etmek istemez. Öyle kolay kolay da, “Gel masaya oturalım, ne istiyorsunuz?” denebileceğini düşünmüyorum.

Büyük sermaye, süreci balkondan seyrediyor

Avrupa’da değişimin öncüsü iş dünyasıdır. Ancak Türkiye’de iş dünyası korkak. KOBİ’ler dışındaki büyük sermaye sahipleri evet bir şeylerin olmasını istiyor ama elini de taşın altına koymuyor. Çünkü Türkiye’deki büyük sermaye kesimi varlığı itibari ile siyaset ile yakın bir ilişki içinde. Bu bağımlılık sayesinde para kazanıyor. Bu yüzden süreci balkondan seyrediyor, sürecin gerisinde duruyor.

Ergenekon operasyonu ile bağlantılandırmak yanlış

Kürt açılımını Ergenekon süreci ile bağlantılandırılması doğru olmaz. Ancak Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak, JİTEM’in bölgede işlediği suçlar bu sürecin bir parçası. Kayseri Jandarma Alay Komutanı (Cemal Temizöz) görevde olduğu halde gözaltına alınıp sorgulandı ve şu an tutuklu.

Esasında Başbakan Erdoğan bu süreci 2005′te başlatmak istedi. 12 Ağustos 2005′teki Diyarbakır konuşması önemlidir. ‘Kürt Sorunu vardır ve benim de sorunumdur’ dedi. Ancak o süreçte hem hükümetin hazır olmaması hem de DTP-PKK politikası sürecin gelişmesini engelledi. Başbakan’ın 2005′te gittiği Diyarbakır’da sokaklar boştu. Yalnızca çocuklar sokaktaydı ve zafer işareti yapıyorlardı.

Ne ad verildiği önemli değil

İnsanların bir takım hassasiyetleri var. Kürt kelimesinin kullanılması bazı insanları tedirgin ediyor. Demokratik açılım ise daha genel ve geniş bir kesimi ifade ettiği için geniş kesimler tarafından sahiplenme imkânı buluyor. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Milli Birlik Projesi de aynı şekilde bazı çevrelerden gelen tepkileri yumuşatmayı amaçlıyor.

Bana göre Kürt Açılım daha doğru bir ifade. Çünkü sorun Kürt sorunudur. Kürt sorunu özü itibari ile etnik bir sorundur. Türkiye’de Türk olmaya razı gelmeyen bir grup var: Kürtler… Kürtler bugün değil 200 yıldır, İkinci Mahmut döneminden bu yana sıkıntılarını dillendiriyor. Pek çok kez isyanlar yaşandı. 19’uncu, 20’nci yüzyıllarda etnik sorunlar dünyada genel olarak bir yolla; o etnik yapıyı topyekûn yok etmekle çözülürdü. Ancak Kürtler asimile olmayı ve Türk olmayı reddetti. Şimdi gelinen aşamada Türk Devleti de asimilasyon politikalarını gözden geçiriyor. Bu politikayı sorguluyor.

Gazeteci-Yazar Ali Bayramoğlu