Bir Öğretmenin Hakkında Çıkan Dedikodulara Parça Tesirli Cevabı
“Sizi sewiyoruz hocam” diyor öğrencilerim. Bana da öyle geliyor. Hepsinin beni sewdiği kadar ben de sewiyorum onları. Sewilmeyecek gibi de değiller. Bir insan bir insanı neden sewmez anlamam zaten. Hele de çocukları neden sewvesin, insan olan?
Beni bunca sewmelerine karşın ardım sıra bir o kadar da söz söylenmiş olması nasıl açıklanabilir? Şizofrenik bir sewgi mi? Anlamak ve yorumlamak mümkün değil. Belki de Stokholm Sendromu(sevdası) bizimkisi. Nefret ettiğine sewgi beslemek, göz menzilinden çıkınca nefretine uyanmak. Stokholm Sendromu, Bizim(öğretmenler) öğrencilerle bağımız kısmen buna benzese de kısmen farklı. Karmaşık bir duygular bütünü. Ders boyunca rehin aldığın seni hayran hayran dinlerken arada tezahüratlarda bulup sewdiğini de bile getirmektedir. Lakin rehin alınma mekânından ayrılır ayrılmaz, rehin alınan bir şok ile uyanıp aslında sewdiğini sandığı kişiden nefret mi ediyor yoksa. Uyanıyor…
Bunca sewgi tezahüratlarına karşın hakkında en fazla söz söylenen, dedikodusu yapılan olmak… Söylenecek ne kadar kötü söz varsa, hakkında hepsini söylenmiş olmak… Öğrencilerim sağolsun, adıma anarşist denmeleri, ayrıca ve aynı zamanda adımın faşiste çıkartılması… Bunlara mukabil terörist diyenimin de olması, ahlaksız diyeninin de ek olarak terbiyesiz diyenimin de dinci, dinsiz, Ermeni, Rum, Kürt diyenimin de olması nasıl bir yaman çelişkidir. Ben miyim yanardöner, onlar mı kafası karışık olan? Onlar mı bu kavramları bilmiyor yoksa ben mi yanlış biliyorum. Bir insan hem anarşist olup hem de nasıl faşist olur, dinçi olup dinsiz olmak nasıl oluyor, hem Kürt olup aynı zamanda Rum olmak kaç olasılık(sız)lı bir denklemin sonucudur.
Eleştirel bakın demek, olaylara farklı bir cepheden bakın, empati kurun olaylara ve kişiler yaklaşırken, gözlemleyin demek, karşılaştırmalı çözümlemeler yapmak, kişilere değil de daha çok sistemlerin işleyişini ve yapısına vurgu yapmak, başkalarının yoğurduna söz söylemeden kendi yoğurt yiyişini aktarmak, başkalarının yoğurt yeme biçimleri konusunda bilgi edinmeye ve kendi uslup ve donanımlarını sağlamaya teşvik etmek… Bunlar söylemek yaftalanmanızı sağlayabilmekte. Eğer çarka su taşımıyorsanız ve istenen boşlukları oluşturmuyorsanız ve buna katkıda bulunmuyorsanız, aynı cümle de yer alması mümkün olmayan ne kadar kelime ve kavram varsa birden aynı cümlede buluşur sizin adınıza.
İlk derste Heraklitos’tan bahseden ve bir nehirde iki defa yıkanamayacağımız anlatmaya çalışırken aslın da değişim yoktur diyenlerin de ne demek istediğini anlatmaya çalışmak… Bir yerde, “sen ne biliyorsun, yanlış biliyorsun” diye direten öğrenciye “bildiğim şey, hiçbir şey bilmediğimdir” düsturunu anlatmaya çalışırken bildiğimizi sandığımız şeylerin aslında mutlak doğrunun olmaması nedeni ile bizim de bir şey bilmeyebileceğimizi anlatmak. Bilgi yapılarımızın ve beslendiğimiz bilgi kaynaklarının bizi yanlış yerlere ve anlamalara savurduğu ya da savurmuş olabileceği ihtimalini anlatmaya çalışmak… Biliyorum bir edebiyat dersine felsefe karıştırmak, karşılaştırmalı açıklamalar yapmak görev tanımımda yok.
Ama tüm bunlara rağmen istedim ki, onlar anlatsın. Ama bir şey bilmeyen, bildiğini sorgulamayan ve ya kendine sunulanı sorgulamayan ne anlatsın, nasıl anlatsın. İstedim ki kendini anlatsın, anlatırken geniş bir perspektiften baksın, diğer cephelerdeki düşünceleri yok saymasın, onlara inanmasın belki ama bilsin, düşmanını bilmeyen neyle savaştığını da bilemez. Neye taraf olduğunun yanında neye karşı olduğunu da bilmeliydiler. Neden ve nasıl sorularına cevabı olmayan tek kelimelik açıklamalar ve tanımlamalar yapmasınlar istedim.
Dünyanın hiçbir yerinde söz taşıyıcıları/dedikoducular/ispiyoncular sevilmez, onların infazında harcanan bir kovanın bile bir kıymeti vardır ama onların kendisinin kıymeti yoktur.
Buna karşın varsın sürsün dedikodular. Varsın köşe başlarından adım zikredilsin. Biliyorum, ki onlarla da paylaştım, “bazıları kendi hayatını ve doğrularını yaşar, geri kalanlar onların dedikodusunu yapar.” Yine paylaşmıştım siz dedikodusu yalpan olun varsın ispiyon etsinler, eski bir şarkı sözü ile açıklamaya çalışmıştım, “su akar yatağını bulur.” Çünkü sular yükseldiğinde ya da alçaldığına ne olacağını bilemezsiniz…

Siyaset Bilimci Bir Eğitmen
TUNÇ’ların Hakan
13.02.2bin10 / 14.30